Damak Tadı Ve Günümüz

Nelere alışıyoruz?

Bugün gerek işimden dolayı gerek kahve, gerek gastronomi üzerine olan mağazalar/dükkanlarda bir tüketici kutuplaşması görüyorum. Sahi gittiğimiz tüketim müesseselerini neye göre seçiyoruz? Bizi oraya çeken ne? Bunlar üzerine yaptığım gözlemlerle alakalı birkaç fikrimi ve naçizane tavsiyemi sizlerle paylaşmak isterim.

Gün içerisinde, hafta içi öğle yemeğinde, son molada bizleri ağırlayan müesseseleri tercih etmemiz için birçok sebep var. Bunların başında ekonomik durumlar geliyor. Günlük yemek harcırahımıza göre bir yer belirliyoruz ve orada ihtiyacımızı karşılıyoruz. Aksi takdirde yemek kartının dibini görüp cüzdana doğru yönelmemiz olası. Biraz daha hafta sonu ya da mesai sonrası gibi sosyal tüketimlerimize yönelirsek başta sosyal medyanın bizlere işaret ettiği mekanları hedef alıyoruz. ‘’A a o damı oraya gitmiş?’’ iç güdüsüyle uzak yakın fark etmeksizin soluğu orada alıyoruz. Bu ve bunun gibi sebeplerden gittiğimiz yerleri göz önünde bulunduralım. Popüler olduğu için bir yere gittik, menüde finansal olarak bizi yormayacak bir ürün sipariş ettik diyelim. Başta beğenmesek ya da tam anlamıyla memnun olmasak bile sosyal olarak bizi tatmin ettiği için oraya gitmeye ve çok da özen göstermeden hazırladıkları ürünleri tüketmeye devam ediyoruz. Ya da bir kahve zincirine gittiğimizi düşünelim. Başta tatlar muazzam olsa da ticari kaygılardan dolayı lezzeti kötü yönde etkileyecek ürünler servis edilse bile bu sosyal doygunluk bizleri oraya sürüklemeye devam ediyor. İşin kötüsü, bir içeceğin düşük kalitelisi servis edilirse, ya da bunu düşük kaliteyle sunan bir yer popüler diye kahve içmek isteyenlerin çoğunluğu orada içiyorsa, bu bir kahve keyfi değil alışkanlığa bağlı nefis köreltmesi olacaktır. Bu içgüdüyle gittiğimiz yerdeki sunulan kötü tat, zamanla alıştığımız tat oluyor ve damak tadı kalitemiz düşüyor.        

Gittiğim bir 3. nesil kahve mağazasında keyif yaparken bir sipariş işittim ki işitmez olaydım. ‘’Ben bir sütlü nescafe alabilir miyim?’’ Alamazsınız efendim! Eklemek isterim bu arada siparişi verdiği barista, her yudumda tadı portakallaşan bir kahve hazırlayabilecek nitelikte. ‘’Ne içmeliyim? En iddialı olduğunuz içecek nedir?’’ Bu sorulara ne oldu? Tüketicinin dışında bu bağlamda müesseselerin de bir ödevi olduğunu düşünüyorum. Tüketiciye nasıl bir kahve içmek istediklerini, tercihi sonucunda nasıl bir kahve deneyimi yaşayacağını, en özeti, kısaca Arabica ve Robusta arasındaki farklardan bahsederek minicik bir bilgilendirme ile bu kıvılcımı başlatmaları gerekiyor. Ki arzı ve talebi oluşturan taraflar kendini zamanla geliştirsin.

Eğitim konusuna gelince, neredeyse herkes alaylı barista. Nasıl yapıldığına baka baka, deneyerek öğrenilmiş bir beceri söz konusu. Ne kadar çok yer gezer ne kadar çok araştırırsan o kadar çok bilirsin. Peki ya daha da geliştirmek istersek? Tam da şimdi sertifikalı barista eğitimlerini araştırmanızı rica ediyorum. Bu ürün bu ülkede bu kadar seviliyor ve tüketiliyorken neden profesyonelleşmeye gitmiyoruz sorusunun cevabı o eğitim bedelleri işte. Oğuz abartma diyorsanız anlayışla karşılamayacağım. Topraklarında kahve yetişmeyen bir ülke olan İtalya kahve denince ilk akla gelen ülke. Sebebi sevmek, inanmak ve geliştirmek.

 Naçizane tavsiyem, kahveci, restoran, kafe gibi yerlerin yorumlarını okuyun. Bu işi hakkını vererek yapanlara ve damak tadınıza şanslar verin. Kahve endüstrisi ve gastronomi grubu her gün kendini yenileyen ve dış dünyadan yenilikleri bizlere kazandıran sektörlerdir. Bu gibi adımlar ve deneme yanılma yöntemleriyle hem damak tadınıza en uygun deneyimleri yaşayabileceğiniz yerleri bulmanız, hem de ticari boyutta hakkını veren müesseselere destek olmanız mümkün olacaktır.

Saygılarımla…

Write Your Review

Your email address will not be published. Required fields are marked *

CART